Dini Bilgiler

Namazı kimden öğrendik?

By  | 

Namazı kimden öğrendik? Ferdî ibâdetlerin zirvesi namazdır. İlk farz olan ibâdettir. Fahr-i Kâinat –sallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz’in yanındaki ashâbın manzarası, onların en güzel tarifi ve ifadesi, bu ibâdeti kalp ve beden âhengi hâlinde îfâ edebilmeleri olmuştur.

Peygamberimiz; huşû içinde, yani kalp ve beden âhengi içinde bir namaz kıldı. Böyle kıvamlı bir namaz öğretti. Buyurdu:

“Namaza durduğunda sanki son namazın gibi kıl!” (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

“Namaz gözümün nûrudur.” (Nesâî, İşratü’n-Nisâ, 1) buyurdu.

loading...

“Beni nasıl kılıyor görüyorsanız öyle namaz kılın!” (Buhârî, Ezân, 18) buyurdu.

Namazı düzgün kılmayana tekrar kıldırttı. Doğrusunu öğretti. Harpte, seferde, hastalıkta, dâimâ namazı hatırlattı. Son nefesinde de;

“Namaz namaz!..” diyordu.

Cenâb-ı Hak, Efendimiz’in beraberindeki ashâbı;

تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا

“Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün.” vasfıyla methetti. (Bkz. el-Feth, 29)

NAMAZI KİMDEN ÖĞRENDİK?

Namazı bize Allah Rasûlü öğretti.

  • Günümüzde bazı nâdanlar; namazı, İslâm’dan önceki dinlerden aldıklarını iddia etmektedirler. Bu asla doğru bir iddia değildir. Hazret-i Âdem’den beri şerîatlerde namaz var olmakla birlikte, zâyî ve tahrif olmuş idi.

Peygamberimiz, namazı önce Cebrâil aleyhisselâm’dan öğrendi. Mîracda da beş vakit namazın farziyeti bizzat Cenâb-ı Hak tarafından Efendimiz’e vahyolundu.

Günümüzde imam-hatip okullarında ve bütün dînî eğitim müesseselerinde namaza çok ihtimam gösterilmesi zarûrîdir. Maalesef bu sahada ihmaller işitilmektedir.

  • Fahr-i Kâinât Efendimiz; farz namazları cemaatle kılarak içtimâîleşmeyi de öğretti. Cemaat buluşmasını, içtimâîleşme için bir vesile kıldı.

Çünkü cemaatle kılınan bir namazla, vicdânî duygular derinleşir. Mü’min; kardeşinin sevinciyle sevinmeyi, derdiyle dertlenmeyi öğrenir.

Nasıl bir içtimâîleşme?

sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz; din kardeşlerinden birini üç gün görmese sorardı. Uzaktaysa, seyahatteyse ona duâ ederdi, evindeyse ziyaret eder, hastaysa şifâ dilerdi.” (Bkz. Heysemî, II, 295)

Efendimiz cemaatini takip ederdi. Medine’ye getirilen kuvvetli bir köle, en güzel şekilde hizmet etmek için; sadece vakit namazlarında Efendimiz’le Mescid-i Nebevî’de olmak şartını koşmuştu. Efendimiz, bu köleyle çok alâkadar oldu. Hastalandığında ashâbıyla ziyaretine gitti, vefatında kabrine bizzat indirdi.

Cemaatle namazda safların düzenine, namaz kılanların tertip ve intizâmına Peygamber Efendimiz büyük ihtimam gösterdi. Saf düzeniyle kalpler arasında irtibat kurdu. Namazı içtimâî hayat için bir model olarak gösterdi.

Nitekim hakkıyla edâ edilen bir namaz; aile, muâmelât, ahlâk vb. hayatın diğer sahalarına müsbet bir şekilde akseder. Namaz bir insanın kulluğunun aynasıdır.

İBADETLERİN ZİRVESİ NAMAZ

Ferdî ibâdetlerin zirvesi namazdır. İlk farz olan ibâdettir. Fahr-i Kâinat sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’in yanındaki ashâbın manzarası, onların en güzel tarifi ve ifadesi, bu ibâdeti kalp ve beden âhengi hâlinde îfâ edebilmeleri olmuştur.

Onlar bu namazı cemaatle îfâ ederler. Cemaat hâlinde, muntazam saflarla edâ edilen namaz; ne güzel bir içtimâî âhenk manzarasıdır! Orada cemaat; birbirinin hâlini, sevinç ve ıstıraplarını sîmâlarından anlar ve kardeşliğin en güzel zirvesini yaşarlar.

Bilhassa rükû ve secde; Allâh’ın karşısında boyun eğmenin, hiçliği idrâkin ve tereddütsüz itaatin en güzel ifadesidir. İslâm düşmanlarına şiddetli olan mü’minler; kendi aralarında merhametli oldukları gibi, Allâh’ın huzûrunda da kemâl-i edep ve tâzim içindedirler.

“Onları rükû ve secde hâlinde görürsün.”

Onların bu rükû ve secde hâlleri bir rûhâniyet tevzî eder. İşte bu; «bir vecd ile bin secde edebilme»nin gönül manzarasıdır.

SECDE ET VE YAKLAŞ!

Farz namazların hâricinde de mü’min, Peygamber’i gibi; her fırsatta namazla Rabbinin huzûruna koşar. Teheccüd, kuşluk, evvâbîn gibi mûtad vakitleri; namazla ziynetlendirir. Hâcet, istihâre, şükür, abdest, tahiyyetü’l-mescid, husûf ve küsûf gibi her vesile ile namaz kılar. Namaz ile Rabbinden yardım ister. Namaz ile Rabbiyle konuşur, namaz ile mîrâca yol arar. Zira Rabbimiz;

“Secde et ve yaklaş!” (el-Alak, 19) buyurmuştur.

Mü’minin îmânı; namaz ile, namazda okuduğu Kur’ân ile, secdeler, kıyamlar ve rükûlar ile kuvvetlenir.

Gerçek namaz, fahşâ ve münkerden koruyan namazdır. Gönle huşû ve heyecan veren bir namazdır. Hâli devamlı olan bir namazdır. Hazret-i Mevlânâ der ki:

“Öyle bir abdest al ki, hiç bozulmasın! Öyle bir namaz kıl ki hiç bitmesin!”

Yani;

“Öyle bir rûhânî zindelik içinde bulun ki, hiç tükenmesin.”

Yani namaz, Cenâb-ı Hakk’a kavuşturacak bir mânevî lezzet olmalıdır. Huzûr-i ilâhîye çıkışın hürmet ve tâzîmi içinde olmalıdır.

Rabbimiz de zaten kullarına, ilâhî huzûra çıkarken temiz elbiselerle bulunmalarını bu sebeple emir buyurmaktadır:

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ

“Ey Âdemoğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin…” (el-A‘râf, 31)

loading...