Dini Bilgiler

Uykuda Olup Ölümden Sonra Uyanan İnsanlar

By  | 

Hz. Ali’ye isnâd edilen mübârek bir sözde, “İnsanlar uykudadırlar. Öldükten sonra uyanıp kendilerine ge- lirler!”47 buyrulur. İnsan uykuda iken güzel rüyalar görür, çeşitli beldeler gezer, muhtelif yemekler yer. Ama bunların hepsi uyanık âlemdeki gerçek şehirlere, hakikî yemeklere nispeten birer gölge gibidir. Onlar insanın karnını doyurmaz, cebine bir şeyler koymaz. Uyandığında gerçek sermayesi ve gerçek gıdası ne ise onlarla baş başa kalır. Dünya da kabir âlemine göre, sonra âhiret hayatına göre gölge, hatta gölge- nin gölgesi. Bu dünya uykusundan ölümle uyanacak ve ger- çek sermayemizi o zaman yanımızda göreceğiz. Bu ise ame- limizden başkası olmayacaktır. Dünyada gördüğümüz helâl ve haram işlere, kabir âleminde iyi ve kötü sûretler verilecek. Onlar tâ mahşere kadar bize arkadaşlık edecekler. Haşirle, gölge faslı son bulacak ve âhiret dediğimiz gerçekler âlemine kavuşacağız; gerçek varlığı, hakikî saadeti orada bulacağız.

loading...

Ölmeden Önce Ölmek

loading...

Bir sözde, “Ölmeden önce ölünüz”48 buyrulur. İnsan, kendisinin âciz-zelîl, dünyanın aldatıcı-fânî; âhiretin ise çok yakın olduğunu, tam olarak, ancak ölünce anlar. Bu söz ile, ölmeden önce uyanmamız, hayatımıza çeki düzen ver- memiz ihtar ediliyor. Ölmeden önce ölmeyi başarmak, seç-

Kârî, “Sûfîlerin sözlerindendir” der. Hakikî ölümle mecbûrî olarak ölmezden evvel şehevâtı terketmek sûretiyle ihtiyârî ölümle ölünüz, demektir)

SEVGİLİLER DİYARINA YOLCULUK

kin insanlara mahsustur. Bizlere düşen, elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmektir. Bu emri dinleyen insan dünyayı misafirhâne, vücudunu ise bir emânet bilir. Ruhu- nu ve kalbini onlarda boğmaz. Böyle biri, ölmeden evvel ölmüş demektir.

Dünya hayatının bitimiyle yeni bir hayata geçilir. Orada bu hayatın hesabı sorulacaktır. O halde, bu dünyada iken âhiretine hazırlanan, hayatının muhâsebesini yapan insan, ölmeden evvel ölmüş sayılır. Ölümle, insanın elinden, diğer azaları gibi, gözü ve dili de alınır. O artık okuma, anlatma nimetlerinden mahrumdur. Bunu düşünerek, orada yara- yacakları burada öğrenen ve orada konuşulacakları bura- da dinleyen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir. Ölenin nazarında, yaşayanlar tarafından övülmekle yerilmek eşit olduğu gibi, yazla kış arasında da fark yoktur. İnsanların teveccühlerine ve yermelerine dünyada ehemmiyet ver- meyen, “varlığa sevinmeyip, yokluğa üzülmeyen” insan da ölmeden evvel ölmüş demektir.

Ölümle insan Hakk’a döner. Ölmeden evvel ölenler, Hakk’a bu dünyada dönerler; hayatlarını ilâhî emirler da- iresinde geçirirler; dünyada Allah’ın rahmetine ilticâ eder, gazabından da korkarlar. İşte bu bahtiyar insanlar âhirette de Hakk’a rücû ederler, ama bu rücû, onlar için Allah’a vâsıl olma ve lütfuna erme şeklinde tezâhür eder. Ölümle, cüz’î irâdenin hükmü son bulur. Öyle ise, ölmeden evvel ölenler, nefsî arzularını hayatta iken terk etmeyi başarıp, Allah’ın küllî irâdesine tâbî olurlar. Nefis hesabına bir şey talep etmezler. Bütün arzuları helâl dairesinde olur. Böyle- ce ölmeden evvel ölmenin zevkine ererler.

ÖLÜM VE ÇAĞRIŞIMLARI

Allah korkusundan çok defa bayıldığı görülen Rabî b. Haysem, kalbinin katılaştığını düşündüğü zaman mezar- lığı ziyaret eder ve orada bir müddet kalıp ağlardı. Sonra, “İşte siz ve işte biz…” derdi. Bütün bir geceyi orada ihyâ eder, sabah olunca da kendisini sanki mezardan dirilmiş olarak kabul ederdi.49 Ölmeden evvel ölmek; gerçekten, bu dünyada büyük bir lütuf ve saadet. Ölmeden evvel ölme- nin sırrına erenler, ölümü hayatta iken geçmiş; mahşere bu dünyada çıkmış; hesaplarını burada vermiş ve güzel bir kul olarak Hakk’a dönmüşlerdir.

Vâiz Olarak Ölüm Yeter!

Bu mübârek söz Hz. Ammâr (radıyallahu anh) kanalıyla Re- sûl-i Ekrem’e isnâd edilmektedir.50 Taberânî’nin bir riva- yetinde Allah Resûlü (aleyhisselâm): “Vâiz (öğüt verici) olarak ölüm yeter…” buyurmuşlardır. Ancak rivayetin senedin- deki Rabî‘ b. Bedr metrûk/kabûl görmeyen bir zât olarak bilinmektedir. Onun için mûteber değildir. “Ölüm, dünya- ya karşı zâhid ve âhirete karşı delicesine istekli bir şekilde yaşamak için yeterli bir sebeptir.” şeklinde bir de yorum eklenmekte. Ancak muhtelif rivayetlerde de hadis olduğu bildirilmektedir. Ama bâzıları pek sağlam görmemişlerdir. Bununla birlikte Fudayl b. İyâz’ın (radıyallahu anh) bir sözü olduğu veya Hz. Ömer’in yüzüğünde (Kefâ bi’l-mevti vâizan yâ Ömer!) şeklinde nakşedilerek yazıldığı da bildirilmektedir.

Her ne olursa olsun, bu mübârek söz ilham yüklüdür,

49  Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 4/62.
50  Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/308; Aclûnî, Keşf’ül-Hafâ, 2/146; Münâvî, Feyzü’l-Ka-
dîr, 2/5.

loading...