loading...

Dini Bilgiler

Allah’ın övdüğü kadınlar!

By  | 

İffet, yeme içme ve şehevî arzular husûsunda ölçülü olmak, aşırı ve süflî arzuları bastırıp dinin ve aklın emri altına almak sûretiyle faziletli bir hayat yaşamaktır.

loading...

Cenâb-ı Hak, kullarının iffetli bir hayat yaşamasını arzu buyurur. İffetli davranmakla insan, nefsin arzularına esir olmaktan kurtulur ve gerçek hürriyeti elde eder. Nitekim “İnsanı zillete düşüren asıl kölelik, şehvet köleliğidir” denilmiştir.

loading...

İFFET VE HAYA

İffet, insana ait bir husûsiyettir. Diğer mahlûkât için böyle bir durum mevzubahis değildir. Dolayısıyla insanı diğer mahlûkâttan ayıran en fârik vasıf iffettir. Onun kaybedilmesi; insanlık haysiyetini zâyî etmek ve diğer mahlûkâtın seviyesine düşmek demektir. İffetin muhafazası ise daha çok hayâ duygusu ile sağlanır. Hayâ da temel ahlâkî vasıflardandır. Hadîs-i şeriflerde şöyle buyurulur:

“Hayâ îmandandır ve hayâlı olan kimse cennettedir! Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir!..” (Buhârî, Îmân, 16)

“Allah çok hayâlı ve çok gizlidir. Bundan dolayı hayâyı ve örtünmeyi sever. O hâlde herhangi biriniz gusledeceği zaman örtünsün.” (Ebû Dâvûd, Hammâm, 1/4012)

“Hayâ ve îman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!” (Taberânî, Evsat, VIII, 174; Beyhakî, Şuab, VI, 140; Buhârî, Edeb, no: 1313)

İnsanı ahlâka aykırı her türlü fenâlıktan ve nefsânî düşüncelerden ancak hayâ fazîleti menedebilir. Mü’mini çirkinliklerden muhafaza husûsunda edep ve hayânın tesiri, yüzlerce kanun ve zâbıta kuvvetinden daha ileridir. İffet ve hayâ sahibi bir insana; “Utanmıyor musun?” demek, onu kötülüklerden uzaklaştırmaya kâfîdir.

KUR’AN’DA ÖVÜLEN KADINLAR

Yüce Rabbimiz, iffet ve hayâ husûsunda zirveye çıkmış olan iki şahsı, mü’minlere örnek olarak gösterir. Bunlar “kıssaların en güzeli” diye Yûsuf Sûresi’nde hikâyesi anlatılan Yûsuf (a.s) ile Kur’ân-ı Kerîm’in 34 yerinde kendisinden övgüyle bahsedilen Hz. Meryem’dir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“İffetini korumuş olan İmrân kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik, o da Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.” (Tahrîm, 12; Enbiyâ, 91)

Yûsuf (a.s) ise, genç ve güzel bir kadın, bütün imkânları sağladıktan sonra kendisini iffetsizliğe çağırdığında; “Allah’a sığınırım, zâlimler iflah olmaz” diyerek oradan hızla uzaklaşmıştır. İffetsizliğe düşmekle zindan arasında tercih yapmak zorunda kaldığında ise hiç tereddüt etmeden:

“Zindan bana, bunların dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir” deyip Allah’a sığınmış, Allah da onun iffetini muhafaza buyurmuştur. (Yûsuf, 23-25, 33-34)

HZ. SARE’NİN (A.S.) İFFETİNİ KORUYAN DUA

Bir iffet timsâli şahıs da Hz. İbrahim’in (a.s.) zevcesi Sâre vâlidemizdir: Mısır ülkesini Firavun âilesi idâre ediyordu. Bunlar zâlim ve kibirli kimselerdi. Huduttan yabancı ve güzel bir kadın şehre girdiği zaman hemen Firavun’a bildirilirdi. Evli ise kocası öldürülür, eğer erkek kardeşi varsa, kadın ondan istenirdi. İbrâhim (a.s), yanında Sâre vâlidemiz olduğu hâlde huduttan geçince yine saraya haber gitti. Cemâl sahibi bir kadının Mısır’a girdiği bildirildi. Sâre vâlidemizi alıp saraya götürdüler. Bu hususla alâkalı olarak bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:

“Sâre saraya girince, hemen abdest aldı ve iki rekât namaz kılmak üzere huzûr-i ilâhîye durdu. Namazı bitirince Cenâb-ı Hakk’a şöyle ilticâ etti:

«Allah’ım! Ben, sana ve senin Peygamberine inanmış, iffetimi de zevcimden başkasına karşı titizlikle korumuş bir kulun isem, şu kâfiri bana musallat etme!»” (Buhârî, Büyû’, 100)

Firavun, Sâre’nin yanına yaklaşmak istedi. Birden nefesi kesildi. Felç oldu. Bu durum birkaç defa tekerrür etti. Nihayet Firavun, korkusundan onu serbest bıraktı. Câriyesi Hâcer’i de ona hediye etti. (Müslim, Fedâil, 154)

EN GÜZEL İFFET NÜMUNELERİ

Peygamber Efendimiz ve onun hanımları da bizim için en güzel iffet nümûneleridir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın! Sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Mâruf üzere, uygun, ciddî ve ağır başlı bir şekilde konuşun! Evlerinizde oturun, eski câhiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın! Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin! Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzâb, 32-33)

Ayşe (r.a.) bu âyet-i ke­rîmeyi okuduğu zaman, başörtüsünü ıslatıncaya kadar ağlarmış. (Kurtubî, el-Câmi, [Ahzâb, 33]) Herhalde bu âyetleri okuyunca Cemel Vak‘ası’nı hatırlıyor ve o hâdiseye karıştığı için üzülüyordu.

Evinden pek fazla dışarı çıkmayan Hz. Sevde vâlidemize:

“–Niçin diğer kardeşlerinin yaptığı gi­bi haccetmiyor, umreye gitmiyorsun?” diye sorulmuştu. O da:

“–Daha önce haccımı ve umremi yaptım. Allah da bana evimde oturmamı emrediyor. O hâlde neden çıkayım ki?!” karşılığını verdi.

Hâdiseyi nakleden râvî der ki:

“Allah’a yemin ederim ki, odasının kapısından ce­nazesi çıkarılıncaya kadar dışarı çıkmadı.” (Kurtubî, el-Câmi, [Ahzâb, 33])

loading...