Dini Hikayeler

Artık Mehmet evlilik çağına gelmişti….

By  | 

Mehmet, anne ve babasından iyi bir terbiye almış, ahlaklı, dürüst, dindar bir gençti. En çok sevdiği insan ba- baannesiydi. Ondan dinî duygu ve düşünce adına çok şey öğrenmişti. Onu en çok da babaannesinin şükür tavsiyesi etkilemişti. Babaannesi ona sık sık:

loading...

– Evladım! Biz çok zayıf insanlarız. İhtiyacımız çoktur. Rabbimizin lütfu ise çok geniştir. Bize sayamayacağımız kadar nimet vermiş. O’na ne kadar şükretsek az. O yüzden her daim, son nefesine kadar şükürle iki büklüm ol. O’nun lütfu da kahrı da hoştur. O’ndan ne gelirse gelsin, her za- man hamd et, diyordu. Mehmet de bu sözleri kulağına küpe yapmıştı. Devamlı olarak Rabbine şükrediyordu.

loading...

Artık Mehmet evlilik çağına gelmişti. Aile büyüklerinin tavsiyesi üzerine helal süt emmiş, kendisi gibi dindar hanım bir kızla evlendi. Bundan dolayı da Rabbine çok şükretti. İki rekât şükür namazı kıldı.

Mehmet, eşiyle beraber çok iyi anlaşıyordu. Birbirlerini kırmamaya dikkat ediyorlar, huzurlu ve mutlu bir aile

hayatı yaşıyorlardı. Bu mutlu aileye, mutluluklarını iki- ye katlayacak bir müjde lâzımdı. Bu müjde de fazla ge- cikmeden gelmişti. Mehmet, baba olacaktı. O kadar çok sevinmişti ki, hemen bir abdest aldı ve şükür secdesi yaptı ve Rabbine şöyle dua etti:

– Allah’ım! Hiç layık olmadığım hâlde bana pek çok lütufta bulunuyorsun. Nimetlerinin şükründen acizim ya Rabbi! Sana kâinatın zerreleri adedince hamd ve sena edi- yorum. Doğacak yavrumuzu hâlis bir evlât eyle ve Senin rızandan bir lahza olsun ayrılmamasını nasip et.

Dokuz ay çok çabuk geçmişti. Mehmet’in nur topu gibi bir oğlu dünyaya gelmişti. Adını eşiyle istişare ederek Abdullah koydular. Abdullah doğduktan sonra hayatları daha da değişmişti. Çünkü onlar artık evde üç kişiydiler. Hayatlarını tamamen Abdullah’a göre ayarlamışlardı. Âdeta Abdullah’la oturup Abdullah’la kalkıyorlardı.

Aradan üç yıl geçmişti. Abdullah artık konuşmaya başlamıştı. Evde çeşitli muziplikler yapıyor, yarım diliyle anne ve babasını güldürüyordu. Babası namaz kılarken, o da yanında duruyor, onunla beraber namaz kılıyordu. Akşam olduğunda Mehmet evde sesli olarak kitap okuyor, Abdullah ve annesi de Mehmet’i dinliyorlardı.

Mehmet ve ailesi böyle mutlu bir hayat sürerken, bir gece ansızın Abdullah’ın ateşi çıkıvermişti. Annesi, biraz da anne şefkatiyle paniklemişti. Mehmet:

– Bir şey olmaz. Daha önce de böyle çok ateşlenmişti. Hemen bez ve su getiriver de ateşini düşürelim, dedi.

Gece boyu uğraştılar ama Abdullah’ın ateşi bir türlü

düşmüyordu. Gözlerinin altları da halka halka morlaşmıştı. Mehmet, hemen bir doktor çağırmak için evden çıktı. Doktor kasabaydı. Köyden kasabaya gitmek ise üç saati buluyordu. Üç saat gidiş, üç saat da geliş toplam altı saat sonra doktor köye gelebilmişti. Hemen Abdullah’ın yanına gitti. Onu muayene etti. Abdullah’ın durumu hiç de iyi değildi. Annesi, doktorun ifadesinden oğlunun durumu- nun ciddi olduğunu anlamıştı.

– Doktor bey! N’olursunuz söyleyin, oğlum iyileşek değil mi?

Doktor, bir şey söylemeden Mehmet’i çağırarak dışarı çıktı. Mehmet’e çok geç kalındığını, oğlunun sayılı daki- kaları olduğunu söyledi ve kasabaya doğru yola koyul- du. Mehmet odaya girdi. Eşinin gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. Mehmet, yatağın başına diz çökerek oğlunun başını okşuyordu. Çok duygulanmıştı. Artık daha fazla gözyaşlarını tutamamıştı. Bir yandan ağlıyor, bir yan- dan da şöyle diyordu:

– Canım oğlum! İnşaallah cennette görüşeceğiz. Baban sana doyamadı. Ama olsun. Seni bize bir hediye olarak Rabbimiz verdi. Veren O, alan da O. Emrine karşı boynu- muz kıldan ince. O’na binlerce hamd ve sena olsun.

Abdullah son nefesini vermişti. Bu sırada ötelerde Ce- nab-ı Hak ile ölüm meleği Azrail (aleyhisselâm) arasında şöyle bir diyalog yaşanıyordu:

– Kulumun ciğerparesini, gönül meyvesini elinden aldınız mı?

– Evet ya Rabbi!
– Kulum bu durumu nasıl karşıladı? Ne söyledi?

– Ya Rabbi! Sabretti ve Sana “Şüphesiz biz Allah’a aitiz, O’ndan geldik, O’na döneceğiz.” diyerek şükretti.

– Bu kulum için cennette bir köşk yapın ve adını da “Hamd (şükür) köşkü” koyun.

Kıssadan Hisse

  1. Bu dünyaya imtihan edilmek için gönderilen insan, çocukluğundan başlayarak ruhunun bedeninden ayrılacağı âna kadar hayatının her karesinde değişik imtihanlarla yüz yüzedir. Bu imtihanların en ağır olanlarından birisi de, kişinin evladını kaybetmesidir. Allah Rasûlü bir hadislerin- de, büluğ çağına ermeden ölen çocukların, anne ve babası için cehenneme karşı siper olacağını ifade buyurmuşlardır.11
  2. Mümin,

“Gelse celâlinden cefa
Yahud cemâlinden vefa
İkisi de câna safâ
Lütfun da hoş kahrın da hoş.”

mülahazasıyla Cenab-ı Hak’tan kendisine gelen her şeye karşı hamd içinde olmalıdır. Veren de O’dur, alan da. Buna göre, Cenab-ı Hakk’tan ne gelirse gelsin; her zaman şükürle karşılık verip katiyen şikâyet etmeme ve bu yolda karşımıza çıkacak gülü de, dikeni de aynı görüp, aynı bilme bir esastır. Bu esasa riayet eden, Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanır.

[3. Yukarıda kurgulanan hikâyenin dayandığı hadis- te, sadece hikâyenin son tarafındaki, Müslüman bir kulun çocuğu ölünce Allah Teâlâ ile melekler arasında geçen konuşma zikredilir.]

 

loading...